<%@ Language=VBScript %> SEMAVİ DİNLER VE PEYGAMBERLERİ Sayfa 2

 

Ana Sayfa | Hatırladıklarım | Fener | Pınar | Linkler | Arşiv | Bize Ulaşın

SAYFA> | 1 | 2 | 3 |   

SEMAVİ DİNLER VE KUTSAL KİTAPLARI

Semavi Din’lerin özüne inersek, bunların düşünsel boyutttaki parametrelerinin Sümer, Babil, Sabiilik, Kadim Mısır gibi doğusal inançların, Soktates’in, Konfüçyus’un vb. görüşlerini yansıttığı yadsınmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır...

Kutsal Kitaplar boyutu yönünden konuya yaklaştığımızda;

 Eski Ahid, yaklaşık dokuz asırlık bir sürenin ürünü olan bir edebi eserler yapıtını çağrıştırmakta olup, birbirine son derece uymayan bir mozaik şeklindedir. Bu mozaiğin çağlar boyunca insanlar tarafından değiştirilmiş unsurları, önceden mevcut olan parçalara sonradan birleşivermiş parçalardan ibarettirler izlenimini vermekte, öyle ki günümüzde, bunların hangi kaynağa ait olduklarını saptamak bazen çok güç olmaktadır. Musevîliğin kutsal kitabı, İbranice olan Kitab-ı Mukaddes’tir ve Hristiyanların Eski Ahid’inden farklıdır. Hristiyanlar, İbranice olan Kitab-ı Mukaddes’e bir takım kitaplar ilave etmişlerdir ki, bunlar onda (Kitab-ı Mukaddes’de) mevcut değildir. Aradaki anlaşmazlık, uygulamada inanç esasına pek etki etmiyorsa da, Musevilik kendi kitabından sonra herhengi bir kitabın nazil(inmiş) olduğunu kabul etmemektedir.

İnciller, İsa’nın peygamberlik görevini dünyada ifa ederken, insanlara bırakmak istediği öğretisini, O’nun fiil ve sözlerinin rivayeti vasıtasıyla, insanlara bildirmek gibi bir amaç gütmüştür. Ne yazık ki, İnciller’i yazan kişiler aktardıkları bu fiil ve sözlere bizzat tanık olmuş değillerdir. Şu anda mevcut 5000 tane olan Yeni Ahit’in (Ahdi Cedit) el yazması uyarlamalarının hiç birisinin tarihi dördüncü asır öncesine ait değildir. Bu günkü İncil’e, dördüncü yüzyıl yazar ve editörlerinin bir ürünüdür denilebilir. Hristiyanlık ise, İbranice Kitab-ı Mukaddes’e bazı ekler yapmak suretiyle onu kabul etmektedir. Ama İsa’nın nübüvvetini (peygamberliğini) insanlara bildirmek için yayımlanan kitapların da tümünü kabul etmiş değildir. Hristiyan kilisesi, İsa’nın hayatını ve öğrettiği dini esasları nakleden kitapların çoğundan, son derece önemli budamalar yapmıştır. Kilise, Yeni Ahid içinde sadece sınırlı sayıda kitap alıkoymuştur ki, bunların en önemlileri resmi dört İncil’dir.

Hristiyanlık, İsa ve Havarilerinden sonra inecek olan bir din kitabını dikkate almamakta, dolayısıyla Kur’anı da, sonradan nazil olmuş(inmiş) ilâhî bir kitap olarak kabul etmemektedir.

Kur’anın , Tevrat ve İnciller’inkinden esas itibarıyla farklı bir öyküsü vardır. Yaklaşık yirmi yıl süreyle peyder pey indirilmiş olan Kur’an, Peygamber’e Cebrail vasıtasıyla bildirilir bildirilmez Müslümanlarca derhal ezberlenmiş ve aynı zamanda bizzat Hz. Muhammed’in sağlığında yazıyla tesbit edilmiştir. Kur’anın yazılı olarak ortaya çıkışında, Peygamber’in vefatından sonra 12-24 yılları arasında, Osman’ın halifeliği zamanında, yapılmış olan en son mukâbeleri (karşılıklı yapılan okumaları), Kur’anın metnini oluşturan ayetler iniş döneminde ezberlenmiş ve sonra da ezberinden devamlı olarak okumuş hafızların yaptıkları kontroldan istifade edilmiştir. O zamandan beri Kur’an metninin çok ciddi bir şekilde muhafaza edilmiş bulunduğu da bilinmektedir.

 İsa’dan altı asır sonra nazil olan Kur’an, sık sık Kitab-ı Mukaddes’i (Tevrat’ı) [1] ve İncil’i anmakta, onların işlediği konulardan pek çoğunu yeniden ele almaktadır. Kur’an kendisinden önceki kutsal kitaplara her Müslümanın inanmasını emreder. (Sure:4, ayet:136)

Dinler tarihinin verdiği tarafsız bilgiler dikkate alınırsa, yazıya geçirilmiş vahiy kitapları olması bakımından Kitab-ı Mukaddes, İnciller ve Kur’an aynı mertebe ve seviyede bulunmalıdır.

Şimdi Semavi Din’leri ve Peygamber’lerini ortaya çıkış sırasıyla kısaca inceleyelim:

MUSA ÖĞRETİSİ ve YAHUDİLİK:

Tek Tanrıcılığın kurucusu, su götürmez şekilde, Mısırlı inisiye ve Osiris Rahibi olan Musa'dır. Kendisinden önce Rama, Krişna, Hermes, Zerdüşt, Budha halklar için dinler kurmuşlardı. Oysa Musa, ebedi bir din için halk yaratmayı tasarlamıştır.

Yahudi'lik felsefesinin temeli, din felsefelerinde olduğu gibi ana kaynak olan kutsal kitaplarına dayanmaktadır. Tevrat(*) iki kısımdan oluşmakta olup, birinci kitap olan Tevkin, peygamber Yusuf'a kadar olanları anlatmaktadır. Musa' nın doğumu ve yaptıklarını anlatan kitap olan Exodus'u ( Çıkış) anlatır. Musevilik On Buyruk la kurulmuştur. Bu buyrukların çoğu Mısırlıların " Ölüler " kitabında yer alıyor ve İsrailoğullarınca biliniyordu. Ancak bunlardan iki tanesi yeniydi; haftada bir gün dinlenmek ve Yehova' dan başkasına tapmamak.

Mısır’ın yetiştirdiği Musa, yüksek seviyeli inisiyasyondan yani eğitimden geçmiş, Osiris’in 42 yasasını derinlemesine bilen, anlayan ve yorumlayabilen bir bilgeydi. Meşhur 10 maddelik Musa Yasası da, bu 42 maddelik Osiris bilgisinin , sadeleşmiş bir şeklinden ibarettir. Musa öğretisinde aslında çok yeni bir şey yoktu. Yeni olan, kavimdi, isimlerdi. Doğal olarak bu bilgiler adaptasyona uğramış, Tanrının ismi değişmiş, teferruatta ve dış ambalajda bazı değişiklikler yapılmıştı. Tevratın ilk beş ayeti , Musa’nın yazdıklarıdır. Musa’nın kanunları, Osiris’in kanunlarının tekrarıdıır.

Musevi Dininin odak noktası, Kudüs'teki Mabettir, Yahudiliğin sembolü ise Yedi Kollu Şamdan ve Altı Köşeli Yıldız'dır. Bu kavim, dünyada; Yahudi, İbrani, İsrailoğlu gibi adlarla adlandırılır. İshak oğlu Yakup'un on iki oğlu vardı ve dördüncü oğlunun adı da Yahuda'dır. Onun adına istinaden bu dineYahudilik demişlerdir.

Musa'nın şifrelendirerek kaleme aldığı Tevrat' ın gerçek sırlarına vakıf olan "çok az sayıdaki inisiye -bilge rahipler"  ellerindeki sırları hiç bir zaman dışarıya sızdırmayarak "Kabala Ezoterizmi" ni oluşturmuşlardır.  Kabala, “Musevi Mistiklerinin Yolu” anlamına gelir. Bu yol tamamen Musa' nın gizlediği sırları içermekte olup, bu sırlar o denli gizli tutulmuştur ki, bu sırlardan bu yola girmeyen Musevi Halkı'nın bile haberi olamamıştır. İslamiyet için Sufizm ne ise, Kabala'da Musevilik için odur. Yani, nasıl ki, Sufiler İslamiyetin sırlarını içinde barındırmışsalar, Kabalacılar da Museviliğin sırlarını içinde barındırmışlardır. Her ikisi de "Ezoterik[2]” içerikli bir sistemdir.

Museviliği bugün din olarak benimseyen 18-20 milyonu bulan bir insan topluluğu olduğu tahmin edilmektedir. Bunlardan 4,5 milyonu bugünkü İsrail Devleti’nde, 6 milyonu ABD ve kalan da Avrupa ve dünyanın diğer ülkelerinde yaşamaktadır.

İSA VE HRİSTİYANLIK DİNİ

…Ve sonunda sadece çok özel bazı inisiye kahinler tarafından bilinen bir bölgede, beklenen "Göksel Varlık" çok özel şartlar içinde dünyaya geldi. Bu bölge yıllarca büyük bir sır olarak saklandı… Hatta öylesine saklandı ki, bugün bile İsa' nın doğum yeri tartışılmaktadır.

Batı Dünyasında İsa'nın adı Jesus Christ'tır ve sonradan takılmış Yunanca bir addır. Asıl adının Yahweh, kurtarıcı anlamına gelen Yehoshua veya Joshua olduğu sanılmaktadır ki, anlamı "zaferi getirecek olan" demektir. İsa'nın annesinin, Eseniler soyundan gelme Galileli bir ailenin çocuğu olduğu bilinmektedir. Ancak, ezoterik kayıtların doğruladığı bir  başka gerçek daha vardır. İsa' nın babası Yusuf değildir. Bu bilgilerin doğruluğunu Kur’anda da görmekteyiz ( Ali İmran 3/47)

İsa, gerek halka karşı yaptığı konuşmalarda, gerekse yakın çevresinde topladığı belirli sayıdaki kişilerle gerçekleştirdiği gizli toplantılarda uzun süre kendi özel durumundan söz etmedi. Ancak o, tüm sırlarını açacağı ve vazifesinin son aşamasını gerçekleştirebilmek için çok daha küçük bir gruba ihtiyaç duydu. Bu grubun üyelerini Eseniler arasından seçmemeye özen gösterdi. Eğer Eseniler arasından seçmiş olsaydı, kendisinden sonra bu öğretiyi insanlar bir "Eseni Dini" olarak yorumlayabilirlerdi. Bu olasılığı ortadan kaldırmak için Havarilerinin 12 kişilik çekirdek kadrosunu  Eseniler arasından seçmedi.

İsa'nın çarmıhta öldüğü ya da yerine başka birinin çarmıha gerildiği hep tartışma konusu olmuştur. Müslümanlar çarmıhtakinin İsa olmadığını söylerler. (Kuran'ın Nisa Suresi 4:157 Ayet)

Hristiyan inanca göre İsa'nın Mesih olarak geleceği Tevrat'ta açıkça yazılıdır. Ne varki, Yahudi'ler Tevrat Metinlerinde değişiklik yaparak onun geleceğini kabul etmekten kaçınmışlardır. İsa, Yahudilerin şikayeti üzerine Roma'lılar tarafından çarmıha gerilmiş ve orada insanların günahları için ölmüştür. Gömüldükten üç gün sonra dirilmiş  (kıyam etmiş - ayağa kalkmış) , Havarilerine görünmüş, onlarla yemek yemiş ve sonunda Tanrı'nın yanına çıkarak onun sağına yerleşmiştir. Mesih, kıyametten önce gelecek, dünyayı barış ve adalet ile doldurup kendine inanmayanlardan öc alacak ve sonsuza kadar sürecek olan saltanatını başlatacaktır.

Görüldüğü gibi, Yahudi'lerin Mesih anlayışı ile Hrıstiyan'ların Mesih anlayışı arasında farklılıklar vardır. Yahudiler Mesih olarak yeni bir şahsın gelmesini beklerken, Hristiyanlar İsa'nın dönüşüne (ric'at - bazı insanların öldükten bir müddet sonra bir defaya mahsus olmak üzere, bu dünyaya yeniden dönmesi inancı) inanmaktadır.

Ancak her iki büyük din de, inandıkları peygamberlerin ölümlerini geçici olarak kabul etmekte ve peygamberlerinin son zamanda (ahir zaman) dünyaya yeniden dönerek kendilerini tutsaklıktan, zulüm ve işkenceden kurtararak zafere ulaştıracaklarına inanmakta ve bu inancı da sağlam bir umut olarak sürekli bir biçimde canlı tutmaktadırlar.

Hristiyanlığın özünde, Baba, Oğul ve Ruh (Ruhül Kudüs) üçlemesi olup bunlar sırasıyla:

1. Baba : Tek olan Tanrısal özde, eksiksiz akıl ve irade olarak almadan verebilen, kendisinde, kendi imgesini var edebilendir. ( Tanrı, Baba olarak nitelendirilir)

2. Oğul : Babanın kendisini eksiksiz biçimde tanıması ile var olan, Babanın kendisinde var ettiği kendi öz simgesidir, Logostur. ( Söz-Kelam )

3. Ruhül Kudüs : Baba ile oğul arasındaki Babadan oğula, oğuldan Babaya yönelen eksiksiz bir kutsal Sevgidir.

Hristiyan Düşüncesinin MS..V yüzyıla kadar süren ilk dönemine “ Patristik “ dönemi denir. Bu tarihten sonra Ortaçağın sonuna kadar süren ikinci döneme ise “ Skolastik “ dönem denir ve bütün Ortaçağ’ı kapsar. Bu süreç içinde egemenlik tümüyle Hristiyan Kilisesinin  elindedir. Hristiyan Kilisesine göre dinsel dogmaların dışında bir bilim yoktur. Tek gerçek, dini dogmalardır. Bu alanda felsefe yapmak, dinsel dogmaları açıklamaya ve doğruluklarını kanıtlamaya çalışmaktan ibarettir. Aksi olarak hiçbir kişisel görüş, düşünce ve tartışmaya, kuşku ve kurcalamaya hatta imaya dahi izin yoktur. Yaptırımı, ölümden de beter olan aforozla cezalandırılmaktır. Hristiyan dogmaları, gerçekte yahudiliğin dogmalarıdır. Hristiyan felsefesi, bu dogmaları desteklemek amacından doğmuştur. Esasında, Hristiyan Felsefesi, Roma Kilisesi hakimiyetinde onun arzu ve emirlerine göre biçimlenen bir felsefedir.
 


[1]Tevrat derken, onun ilk beş kitabını, yani Musa’nın sözü olan Torah’ ı veya Esfar-ı Hamse’yi anlamak gerekir. (Bunlar: 1.Tekvin ‘Yaratılış’, 2. Huruc ‘Çıkış’, 3. Levililer, 4. Sayılar ve 5. Tesniye’dir.) 

[2] Semavi dinlerdeki kutsal kitapların yazdıkları ile yetinmeyen insan aklı, bilinmeyene yönelik arayışlarını sürdürmüş ve sonuçta EZOTERİK / BATINİ düşünceyi doğurmuştur. Ezoterik Düşünce: Kutsal kitapları sözleriyle değil, özleriyle yorumlamayı, " iman'ın " " Akıla " aykırı olmayacağı ve insanların akıllarıyla doğruluğunu kabul edemiyecekleri bir takım olay ve buyruklara inanmak zorunda bırakılmayacağını ifade eder.

Devamı

 



SAYFA> | 1 | 2 | 3 |

YUKARI

 

Ana Sayfa | Hatırladıklarım | Fener | Pınar | Linkler | Arşiv | Bize Ulaşın